Kadın cinayetleri politik midir?
Kadın cinayetleri politik midir?
Her yeni güne kadın cinayetleri ile uyanıyoruz. İsimler değişiyor ama haberin adı değişmiyor; “Kadın cinayeti!”. Artarak devam eden bu cinayetlerin neden önüne geçilemiyor? Kadına biçilen rol, ataerkil bakış açısı, cinsiyetçi yaklaşım, kamusal alanda kadının etkinliğinin yetersizliği mi dersiniz? Aile içi şiddet ile başlayan ve cinayet ile son bulan bu vahşet özel alandan kamusal alana taştığı anda etkileri de kamusallaşıyor. Dolayısıyla “kadın cinayetlerinin neden önüne geçilemiyor?” sorusunun cevabı esasında devletin politikalarına dayanıyor.
Peki devlet hangi politikalar ile hareket ediyor?
“Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı” 2011’de kapatılmış yerine kapsamı çok geniş tutulmuş bir bakanlık olan “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” kurulmuştur. (Bakanlığın mevcut adı; Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’dır) Kadın kelimesi çıkarılmış ve kadın salt aile içerisine konumlandırılmıştır. Her ne kadar kapsamı geniş tutulmuş bir bakanlık olsa da kadınlarla ilgili sorunların ve bu sorunların çözümlenmesine ilişkin politikaların etkisinin tesir edebilmesi için çözümlerin yerinden belirlenmesi gerekir. Ailenin önemi yadsınamaz ancak kadını bu biçimde aileye hapseden politikalar kadının bir birey olarak toplum içerisindeki konumunu kısıtlamaktadır. Kadını ikinci plana iten bu bakış açısının temeli kadının kamusal alandan dışlanıp aile içine itilmesiyle başlamaktadır.
2011’den bu yana görmekteyiz ki aynı tas aynı hamam devam ediyor. Çok uzak değil daha geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkanı “Hiçbir meslek ya da hedef; aile olmaktan, anne olmaktan daha önemli kabul edilemez” ifadeleriyle gündem olmuştu. Ne yazık ki kadına biçilen rol “anne” olmak. Nasıl ki bir baba aynı zamanda farklı bir role bürünebiliyorsa bir kadın da anne iken aynı zamanda öğretmen, iyi bir arkadaş, eş(…)olabilir. Rollerinin önceliğini belirlemek ise birey olarak o kişinin alabileceği bir karardır.
Zaman geçiyor, zamanla uyumlu yeni politikalar belirleniyor ancak kadına şiddete çözüm olabilecek icrai nitelikte hiçbir şey yapılmıyor. Yakın zamanda FOX TV ana haber spikeri Selçuk Tepeli de Aylin Sözer, Selda Taş, Betül Tuğluk cinayetleri üzerine yaptığı konuşmada bu hususa değinmiş ve “Siyasette şu anda kadına yönelik şiddeti; hem fiziki hem psikolojik şiddeti gündeminin birinci maddesi yapan siyasi parti var mı? Ben görmüyorum. Bu ülkenin seçmenlerinin yarısı kadın. Siz geri zekâlı mısınız? Neden bu konuyu birinci gündeminiz yapmıyorsunuz?” demişti.
Bir yönüyle Sayın Tepeli’nin konuşmasına katılmakla birlikte, diğer yandan kadınların seçmen üzerinden değerlendirilmesini doğru bulmuyorum. Her şeyden önce bir ‘insan’ şiddet görüyor, cinayete kurban gidiyor. Devletin bu noktada birincil görevi, milletinin huzur ve güven içerisinde yaşamasını temin etmektir. Kadınlar da bu milletin bir parçasıdır ve kadına yönelik şiddetin, cinayetin önüne geçmek onların güvenliğini sağlamak devletin bir lütfu değil, yükümlülüğüdür. Bu yükümlülüğün gereğini yapabilmek için kadının kamusal alandan dışlanmasına karşı kamusal alanda güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle kadın haklarının sağlamlaşmasını sağlayacak siyasi programlar/politikalar belirlenmelidir. Günden güne azalması gereken kadın cinayetleri hızla artıyorsa devletin politikaları yetersiz kalıyor demektir.
İşte tam da bu yüzden kadın cinayetleri politiktir!
Stj. Av. H. Burcu Sır
