Toplumsal Düzenin Suça Yansıması
Eşitsizlik.
Hukuki işlevsizlik.
Gelir dağılımında dengesizlik.
Ekonomik istikrarsızlık.
Tüm bu başlıklar sizin de tahmin edeceğiniz üzere gelişmekte olan toplumların kanayan yarasıdır.
Gelişmekte olan toplumlarda insanın pek kıymeti yoktur kıymetli olan siyasettir. İnsan yaşamına verilen değerin azlığından kaynaklanacak olsa gerek ki bu tip toplumlarda kaba kuvvet uygulamayı kendisinde hak gören insan modeli yetiştirirsiniz. Empati kurma yeteneği gelişmemiş insanlar yapıcı değil yıkıcıdır. İşte bu insanların var olduğu bir toplumda suç işleme oranı oldukça yüksektir. Suç işleme oranını azaltmak ne ağır cezai yaptırımlar ile ne de suçluları toplumdan dışlamak ile tamamen önlenebilir.
Peki, suç nasıl engellenebilir, önlenebilir?
Bunun net olarak bir cevabını vermek kolay değildir. Zaten net bir cevabı da yoktur. Fakat şu bir gerçektir; Önemli olan iyi bir insan yetiştirmek ve suç işlememesi gerektiği bilincinin kişilerce içselleştirilmesidir. Bunun için bir toplumda okuma-yazma oranının, refahın, kültürel etkinliklerin arttırılması gerekir. Bu noktada devlete düşen en önemli görevlerden biri de hukuk güvenliğini ve istikrarını sağlamaktır. Zira hukuk, toplumsal kontrol araçlarından birisidir.
Üzülerek belirtiyorum ki hukukun işleyişi siyasi olaylar devreye girdiğinde esneyebiliyor. Yakın zamanda bunun en önemli örneklerini yaşadık. Bunlardan birisi AYM’nin Enis Berberoğlu hakkında vermiş olduğu ihlal kararını yerel mahkemenin tanımaması idi. AYM kararları bağlayıcıdır ve AYM’nin kararlarını tanımamak hukuka yapılmış bir darbedir. Hukuk güvenliği ilkesi zedelendikçe insanlarda yargıya olan güven duygusu doğru orantılı olarak azalmaya başlıyor.
Hukuka ve adalete olan güvenin azalmasının bir sonucu olarak insanlar işlenen suçlar karşısında adalet tesis edilmediğinden sessiz kalmaya başlarken faillerde de “hukuk zaten işlemiyor ben istediğimi yapayım birkaç yıl hapiste yatarım sonra af gelir hapishaneden çıkarım” mantığı yerleşmeye başladı. Dolayısı ile suç oranları hızla arttı ve artmaya da devam ediyor. Bunun önüne geçebilmek için önemle üzerinde durulması gereken konular şüphesiz toplum, suç ve hukuktur.
Hukuk ve suç gibi iki olguyu daha iyi anlayabilmek için bu ikisinden ayrı düşünülemeyecek toplum kavramı üzerinden hareket etmekte yarar var. Bunun için de toplumun nasıl kurulduğu sorusu önem teşkil ediyor. Gelişmekte olan bir ülke olmamız nedeniyle yukarıda ifade ettiğim eşitsizliklere bağlı olarak insanlar şiddete, suç işlemeye yönelmekteler. Hal böyle iken ülkemizde etik toplum bilincinin oluşturulması amacıyla çaba sarf edilmelidir. En basitinden toplumda öz saygının oluşturulması için gerekli ihtimamın gösterilmesi için adımlar atılmalıdır. Zira insanlar belli değerlerden yoksun kaldıkça kaba kuvvete başvurmaktan çekinmemekteler. Kaba kuvveti sevgi ve saygıya dönüştürecek yol ise bilinçli bir toplum oluşturmaktan geçer.
