Orta Doğu’da Bitmeyen Zulüm
Orta Doğu’da bitmeyen zulüm diyorum çünkü 1948 yılında İsrail Devleti’nin kurulmasıyla Filistinliler için felaket silsilesi başladı ve 1948’den bu yana Filistin bölgesi siyasi, ekonomik, dini çatışmalara sahne olmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler tarafından her iki ülkede barışın sağlanması için adımlar atılmışsa da başarılı olunamamıştır. Yıllardır İsrail ile Filistinliler Ürdün (Şeria) Nehri ile Akdeniz arasındaki topraklarda egemen olma mücadelesi veriyor.
Ben sadece bugünü değil geçmişte yaşanılan olayları da gözler önüne sermek istiyorum. Bugün yapılan zulümleri anlamak için geçmişte ne olduğunun bilinmesi önem arz ediyor.
1967’den 1990’lara kadar İsrail, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ni işgal altında tutarak hem bu bölgedeki Filistinli ucuz işgücünden yararlandı hem de İsrail ekonomisi için gerekli olan pazar ihtiyacını karşıladı. 1993-1995 Oslo Anlaşmalarıyla iki devletli çözüme doğru ilerleme sağlandı. Ancak her iki ülke arasında tam anlamıyla barış elde edilemedi. Bugün Filistinliler Gazze Şeridi’nde ve Batı Şeria’da İsrail askeri işgaline maruz kalmaya devam ediyor. Filistinliler sadece askeri çatışmaya değil aynı zamanda ekonomik ve dini çatışmaya da maruz bırakılarak zayıflatılmaya çalışılıyor. İsrail’in, Filistinlilere uyguladığı insanlık dışı şiddetin arkasında iki taraf arasında yıllardır çözümlenmemiş çatışmanın yine çözümsüz bırakılmış olması yatıyor. Sorunlar değişmediği gibi bu sorunların yol açtığı nefret yıllar boyu şiddet ve ölüm getirmeye devam ediyor.
Nisan ayında başlayan gerilim Kudüste Müslümanlar için kutsal olan Ramazan ayında had safhaya ulaştı. Mescid-i Aksa’ya namaz kılmaya giden Filistinliler, İsrailli birtakım gruplar tarafından protesto ile karşılandı. Ardından medyaya yansıyan o insanlık dışı görüntülere şahit olduk.
İsrail Devleti’nin eylemlerini uluslararası hukuk kapsamında değerlendirecek olursak;
İsrail Devleti’nin Mescid-i Aksa’da sivil halka karşı gerçekleştirdiği saldırı öncelikle İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, Cenevre Sözleşmeleri ve Birleşmiş Milletler’in Kudüs’e yönelik aldığı kararlar kapsamında insanlığa karşı suçtur. Sivil vatandaşları öldürmek onlara kötü muamele uygulamak aynı zamanda savaş suçudur. İsrail tarafından Kudüs’te işlenmekte olan suçlar nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde ilgili kişiler bakımından yargılama yapılması ise mümkündür.
Bu konuyla ilgili Türkiye Barolar Birliği de bir yazı yayımlamış ve İsrail’in Mescid-i Aksa’da sivil halka karşı gerçekleştirdiği saldırıyı kınayarak şu sözlere yer vermiştir:
“İsrail, işgal ettiği toprakları sahiplerine iade etmeli, suç işlemeye son vermelidir. Dünya’nın gözleri önünde İsrail; kadın, çocuk, genç, yaşlı, sivil demeden insanları öldürüyor. Devletler göstermelik kınamalarla katliama seyirci kalıyor. Artık uluslararası hukuk çerçevesinde yaptırım uygulama zamanıdır. Birleşmiş Milletler’in varlık sebebi bu katliamları önlemektir. Başta kendilerine gelişmiş diyen devletler olmak üzere tüm devletleri bu zulme karşı masum insanların yanında olmaya, tüm toplumları da devletlerine harekete geçme konusunda çağrıda bulunmaya davet ediyoruz.”
Yaşam hakkını, din ve vicdan özgürlüğünü hiçe sayan İsrail devletini kınıyorum! Umuyorum ki İsrail’in Filistin halkına karşı sürdürdüğü insanlık dışı muamele ve haksız saldırılar en kısa zamanda son bulur.
